Zamane Yolcusu

Ben Sade. 27 Yaşındayım. Sadece 27. İçimde ki 7 yaşında ki çocuk beni terkedeli 185 gün 8 saat oldu.

Yalnız yaşıyorum. Bir sevgilim vardı adı Yağmur. Nisan ayında doğmuştu. Nisan yağmurlarından almış adını. O da terketti beni yine bir nisan günü. Telefon çaldı bir gün, baktım Yağmur, bir heyecan ile açtım telefonu bir polis memuru. “Başınız sağolsun!” dedi…

Her akşam yatmadan Yağmur’a bir mektup yazarım. Sanki o aslında buradaymış evdeymiş gibi onunla dertleşirim. Sabahları da önce mezarlığa gider. Mektubu O’na veririm, o okurken ben ise işime giderim.

07.37! Alarmın çığrından çıkmış gibi bağırdığı saat.

07.37! İntihara davet saati.

07.37! Shakira’dan sonra Hakkı Bulut çalan playlist.

07.37! Beşiktaş’ın yediği son dakika golü.

07.37! Biri sustursun şu saatiii!!!

08.03! İşe geç kalmış uyku sersemi adamın alarmın sesi ile yataktan düşme saati.

Tuttum bir sigara yaktım. Kravatımı düzelttim. Ayakkabılarımı sildim. Ve sordum: 

Ben Sade. Nasılım? Sahi siz nasılsınız Sade Bey?

Mektubumu aldım yola koyuldum. Yağmur’um beni bekler. Geç kalınca meraklanmıştır.

Yanımda olsaydı beni uyandırırdı. Kahvaltı ederdik beraber. İş yerini arayıp hastayım der bir gün kaytarırdım. 24 saatimin tamamını ona ayırırdım. Boğazda yürüyüşe çıkardık. Ortaköy’den Emirgan’a el ele yürürdük. Anlatacağım çok şey olur ama ben onu dinlerim. Dinlerim ki sesi aklıma kazınsın. Yokluğunda bile duyayım o sesi. Sarıyer’de meşhur börekçide börek yerdik. Ben peynirli o patatesli. En çok onu sever. Yanında çay. “Çaysız olmaz hacı!” der her zaman, gülerek. Sahilde ki bir tekneye atlar balığa çıkarız. Benim şanslı yanımdır o. Yanımda olsun benim diyen balıkçının yakalayamadığı balığı yakalarım. Sinemaya gideriz; o filmi izler ben ise onu. Ben böyle film görmedim hayatımda. Lunaparka gideriz belki atlı karınca, dönme dolap, çarpışan araba… Mahallede çocuklarla saklambaç oynarız. Çocuklarla oynamaya bayılır. Bir abla gibi değil de bir arkadaş gibi. Bir anda 9 yaşına inebilir. O bir süper kahraman ve onun özel gücü de bu bence. Akşam yemeğinde spagetti makarna yaparım ona, peynirli. En sevdiği yemektir. Karaokeye gideriz, koşuya çıkarız, atlarız bir gemiye adalara gideriz bisiklet süreriz. Konsere gideriz, fotoğraf çekeriz. Küçük süprizler hazırlarım ona. Okuduğu kitabın arasına küçük notlar bırakırım. Makyaj yapmak için gittiği odasında ki aynanın üzerine, elbisesini seçmek için baktığı gardroba, su içmek için gittiği muftağa, evde sadece ses olsun diye açmak için gittiği televizyonun bir köşesine.. Uğrayacağı her yere bir not bırakırdım. Bir tablo alırdım ona, boyalarını ve fırçasını da hazırlardım. Resim çizmeye bayılır. Bizi çizdirirdim ona. 24 saatin her dakikasını her saniyesini onunla doldururdum.

Yine her zaman olduğu gibi isyankardım biraz. Neyse ki geldim işte. Tam karşımda yatıyor. Keşke burda değil de evimizde yatsaydı.

Selam verdim. Özür diledim. Durumu anlattım. Gece uykum kaçmıştı. Kahve içtim evet itiraf ediyorum. O’ndan birşey saklayamıyorum. Mezarın elinin olduğu kısma doğru geçtim. Hafifçe kazıp mektubunu bıraktım. Artık gitmeliyim. Birden mezarın köşesinde yerde duran bir not kağıdı dikkatimi çekti. İçinde el yazısı ile yazılmış bir cümle sadece.

Uçanmoruk’u takip et!

Her şeye inanma potansiyeli olan ben, bir tek tesadüflere inanmıyorum. Hep bir şekilde bir şeylerle bağlantılı olduğuna inanıyorum. Yanlış belki, belki doğru; ama böyle.

Yağmur bana bir şekilde bir şeyler mi anlatmaya çalışıyordu?

  


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir