Kürk Mantolu Madonna [Kitap]

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali ile tanıştığım ilk roman.

Başlarken utandığım, geç kaldığıma utandığım kitap ve yazar. Sonrasında da neden daha önce elime almadığım için kendime kızdığım.

Kürk Mantolu Madonna oldukça akıcı olmasının yanında, kurgu bakımından fazlasıyla yoğun bir kitap. Bu yoğunluk öyle ki elinizden bırakmak istemezken, yazılanları sindirebilmek ve anlayabilmek için belirli aralar verdiriyor okuyucuya. Bunun altındaki sebep kitabın bitmesini istememek de olabilir aslında.

madonaKitabın ilk kısmının çok akıcı olduğu söylenemez, fakat bir süre sonrasında az önce de dediğim gibi elinizden bırakmak istemiyorsunuz.

Hayata, tutkuya, aşka, sevgiye, insan psikolojisine dair muazzam güzellikte bir roman Kürk Mantolu Madonna.

Kendinizden parçalar bulacağınız bir roman Kürk Mantolu Madonna.

Raif Efendi’nin sessizliği ve içine kapanıklığında, daha önceki yaşadığı acılar ve kayıplar büyük rol oynuyor. Hayata tepkisiz bakan bir adam haline dönüşüyor.

Maria Puder ise insanlardan kaçarken o güçlü, yenilmez, mağrur duruşu okuyucuyu fazlaca etkiliyor. İçindeki masum, küçük kızı kaya gibi sert duruşuyla saklıyor oluşu.

Duygularındaki gel-gitler, her şey.

“Ben böyleyim işte!” dedi. “Ben garip bir kadınım… Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız… Çok manasız kaprislerim, birbirine uymaz saatlerim vardır… Hülasa arkadaş olduğum kimseler için pek müziç ve anlaşılmaz bir mahlukum…

Sonra kendini bu kadar fenaladığına kızmış gibi keskin, adeta kaba bir sesle ilave etti:

“Ama keyfiniz isterse… Kimseye ihtiyacım yok… Kimseye minnettar olmak, kimsenin dostluğunu, lütfunu istemek niyetinde değilim… İsterseniz…” ”

Aynı zamanda insanlara inancını da kaybetmiş bir kadın Maria Puder.

 

“Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!” dedi. “Bu eksik sana değil, bana ait… Bende inanmak noksanmış… Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum… Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar… Ama şimdi inanıyorum… Sen beni inandırdın… Seni seviyorum… Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum…

Sabahattin Ali’nin romandaki tespitleri öylesine yerinde ki, günlük hayatta gözümüzden kaçan ya da görmezden geldiğimiz, görmek istemediğimiz detayları bize çok güzel bir anlatımla sunmakta.

Okurken Maria Puder’in gerçek olmasını istiyorsunuz. Eğer gerçekse kim bu kadın diyorsunuz, kim bu Maria Puder, kim bu etkili kadın ?

Sabahattin Ali ise romanı yazmadan 10 yıl önceki bir mektubunda Maria Puder’i açık açık gözler önüne sermektedir.

Almanya’da Frolayn Puder isminde bir hatuna ziyadesiyle âşıktım. (Bu kadın arkadaşlar arasında 28 namıyla meşhurdur.) O zamanlarda ise Berlin’de şu meşhur Deli Şarkıcı filmi oynamıştı ve oradaki Sonny Boy şarkısı herkesin ağzında idi. Şimdi bunu mırıldanınca sisli ve yağmurlu teşrinievvel günlerinde 28 ile müzelere veya sinemaya gidişim aklıma gelir. Yolda mütemadiyen kızcağızın yüzüne dalar, önümü görmezdim, o da hafif bir tebessümle başını bana doğru çevirerek bu salaklığımı mazur gördüğünü anlatmak isterdi. Âşık olduğum kimseler arasında bana bu kadın kadar iyi muamele edeni olmamıştır. Parmağının ucunu bile koklatmadığı halde beni kırmaz, aramızda genişlemeyen ve daralmayan muayyen bir mesafe muhafaza etmesini gayet iyi bilirdi…

Sonu kötü biten bir aşk hikayesinin büyük bir incelikle anlatılmış olması, Kürk Mantolu Madonna’yı başucu kitapları arasına katmaya yetiyor.

““Raif… Şimdi ben gidiyorum!” dedi. “Evet… Biliyorum!” Trenin hareket saati gelmişti. Bir memur vagon kapısını örtüyordu. Maria Puder merdiven basamağına atladı, sonra bana eğilerek, yavaş bir sesle, fakat tane tane: “Şimdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çağırırsan gelirim… ” dedi.
Evvela ne demek istediğini anlamadım. O da bir an durdu ve ilave etti:
Nereye çağırırsan gelirim!
Bu sefer anlamıştım. Ellerine sarılmak, öpmek için atıldım. Maria içeri girmiş, tren sessiz sedasız hareket etmişti. Bir müddet onun bulunduğu pencerenin yanında koştum, sonra yavaşladım, elimi sallayarak:
Çağıracağım… Muhakkak çağıracağım!” diye bağırdım.
Gülerek başını salladı. Yüzü ve bakışları bana inandığını gösteriyordu.”

Çağıramadı Raif, gelemedi Maria…

Keşke çağırabilseydi Raif, keşke gelebilseydi Maria…

Kavuşabilseydi bu güzel insanlar, bu güzel aşıklar…

Gerçek yaşam yeterince acı, romanın kahramanları kavuşabilseydi keşke…

Kaynak : Modern Kafalar

  , , , , , ,


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir